DEV
ŞİRKETLERİN ARKALARINDAKİ GÜÇ
Günümüz
ekonomisinde dünyanın sayılı zenginleri arasında veya en çok kazanan şirketler
sıralamasında yer almak belki de bir yılı bile almayabilir. Bu şirketlerin veya
kişilerin başarı öyküleri kitap, belgesel veya film olarak “siz de
yapabilirsiniz” ana fikriyle anlatılmaktadır. Bunlara örnek garajda kurulan
arama motoru “GOOGLE”, üniversite öğrencisi Mark Zuckerberg’in yaptığı
arkadaşlık sitesi “FACEBOOK” ve üvey ailesinin çok istemesine rağmen
üniversiteden ayrılan Steve Jobs’un “APPLE” ıdır.
Peki, gerçekten
lanse edildiği gibi bu şirketler üstün başarı örnekleri midir? Yoksa
arkalarında bu kadar başarılı olmalarını sağlayan bir güç mü mevcuttur? Böyle
bir güç varsa ve eğer kaynak sağlıyorsa neden bunu yapıyor olabilir?
ABD çok önem
verdiği istihbarat çalışmalarına 2011 yılında 78,6 milyar Dolar harcamış ve bu
paranın 54,6 milyar Doları sivil istihbarata, 24 milyar Doları ise askeri
istihbarat servislerine ayrılmıştır. Görüldüğü gibi sivil istihbarat
sağlayıcılara harcanan miktar, askeri istihbarat sağlayıcılara sağlanan
miktarın iki katından fazla…
İstihbarat
toplama araçları o kadar çok ki, ama biz bunlardan sadece askeri istihbarat
için gerekli olan araçları biliyoruz. Zaten askeri istihbarat sağlama
araçlarının bilinmesi isteniyor sivil araçların bilinmesi toplumun güveninin
sarsılacağı için bizlerden saklanıyor. Sivil istihbarata ayrılan bütçe miktarı
askeri istihbarata göre iki katından fazlayken sivil şirketlerin istihbarat
sağlamak için kullandığı araçlar neler?
İstihbari
bilgi sağlama araçların başında internet geliyor. İnternetten önce ise
televizyonların bu amaç için kullanıldığı bir zamanlar dedikodu konusu olmuştu.
Televizyonların içinde mikrofon ve kamera gizlendiğini ve bu sayede bilgi toplandığı
söyleniyordu, muhtemelen de doğrudur ama ben bunun üzerinde durmayacağım. Belki
hâlâ bu yolla bilgi toplanmaktadır ama bunun interneti geçeceğini sanmıyorum.
Çünkü internet yoluyla bizler farkında bile olmadan ankete tabi tutuluyoruz. Bu
anketler yoluyla hakkımızda daha sağlıklı bilgiler elde ediyorlar. Bunun adına
fişleme de diyebiliriz. Fişleniyoruz…

İnternet
üzerinden diğer istihbarat toplama aracı ise Twitter’dır. Bu araç, kişiler
hakkında daha kesin bilgiler salıyor. Tamamıyla görüşleri ve yaşam tarzlarını
yansıtan ayrıca ne yaptığın, konumun ve düşüncelerin belirtildiğin bu site,
hakkınızda analiz yapılıp sınıflandırılmanızı sağlıyor ve Amerikan
yetkililerine raporlanıyor.
Bir diğer araç
ise Iphone telefonlar. Araştırmacılar, Iphone kullanıcılarının gizlice
izlendiğini ve hareketlerinin kaydedildiğini belirledi. Guardian Gazetesi,
gelişmenin kullanıcıları şaşırtacağını yazdı. Pekâlâ bu ne amaçla yapıyordu?
Apple şirketi savunmasında veri toplamadan açıkça bahsetmese de tüketici
davranışlarını inceleyip buna göre ürünler ve hizmetler geliştirme amaçladığını
savundu. Fakat bu ne kadar inandırıcı vicdanlara kalmış…
Iphonelar
sadece hareketleri kaydetme işlemini yapacak kadar masum sayılabilecek bir
görevi yapmıyor. Bir diğer iddiaya göre de masanın üzerine bıraktığınız telefon
ortamdaki konuşmayı, mikrofonu isteğe göre aktif ederek kaydediyor ya da
görüntü alabiliyor.
Özel şirketler
aracılığıyla istihbarat toplayan ABD hükümeti, kendi üzerine mesuliyet almadan
bu işi gerçekleştirmiş oluyor. Bir sızıntı durumunda ise suçu üstlenmiyor. Suçlu
şirket oluyor ve kendine olan güveni sarmamış oluyor. Bunun örneğiyse Google’a
ait sokak görünümü kaydeden aracın adsl kullanıcılarının ağlarına girerek
kişisel bilgilerini kaydettiğinin saptanması üzerine 7 milyon dolar ceza
ödemeyi kabul etmesi.
Kitaplarda okuduğunuz, film ve belgesellerde seyrettiğiniz başarı öykülerinden anlattıklarımla ilişkili olanlar aslında alın teriyle yapılmış, buluş niteliğinde ve kişisel başarı örnekleri değildir
Şimdi bu dünya
devi şirketlerin nasıl bu kadar büyüdüklerini ve hızlarını daha iyi
anlayabiliyoruz. İstihbarat sağlayan şirketlerin bu servisleri karşısında demek
ki iyi ücretler alıyorlar ya da iyi bilgi akışı ve gerekli bilgileri
sağlayabilecek projeleri destekliyorlar. Bu sadece şirketler için geçerli değil. kişiler ve hükümetler için de geçerli.
Bal tutan parmağını yalıyor ama her şeyin de bir bedeli var. Çok iyi dost dahi olsalar, çıkar sağlayanlar cezalandırılmaktan kurtulamıyor. Kendi menfaatleri her şeyin önünde olanlar gün geliyor faturayı önünüze uzatıyor ya da ipinizi çekiyor.
Şimdi yetkileri dahilinde kendilerini güçlü sananlar ellerinden yetkileri alındığında diyor ki biz dosttuk, müttefiktik... Ve idrak edebilme yeteneklerini tekrar kazanıyorlar ve düşünebiliyorlar: KULLANILDIM...
CEMİL
ÖZCAN